Gurbet Hikayemiz (Hüznün Son Kalesi)

Şu dağlar olmasaydı Çiçeği solmasaydı Ölüm Allah’ın emri Ayrılık olmasaydı Demişiz ama hep olmuş ayrılıklar. Ayrılıkların kıskacında yoğrulmuş kaderimiz. Köyümüzün tarihi kadar eski gurbet hikâyemiz. Samsun yollarına düşmüş ilk ayrılanlar. Ayaklarında çarık, sırtlarında azık ve yorganlarıyla…  Gaz,tuz ve urba paralarını temin etmek için yürüyerek dört günde giderlermiş Samsuna. Gurbetin adı Samsun olmuş yıllar yılı Turac … Read more

Geçiş Nesli

Küresel gerçeklerle yöresel romantizm arasında kıvranan geçiş neslinin hatırasına … Beş altı yaşlarındaydım. Babam beni sap arabasına bindirdi. Ay ışığının altında, mazu seslerinin eşliğinde köye doğru ilerliyoruz. Babam, uyursam düşerim diye arada bir “uyudun mu oğlum?!” diye soruyor… bir ara “deden de beni sap arabasına bindirir, oda bana -uyudun mu oğlum- diye sorardı.” dedi. Bunu … Read more

Dünümüz, Günümüz

Bir zamanlar biz bir köydük. Seksen hane, beş yüz kişi, bir aileydik. Birbirimizi bilirdik, severdik, birdik, bütündük. Köyde doğar, köyde yaşar, köyde ölürdük. Gurbete düşerse yolumuz, köyümüzü yanımızda götürürdük. Samsun’da saat hane meydanı, Gebze’de Erdinç’in kahvesi Turaç olur, Turaç kokardı. Gurbette mekânımız olmazdı. Selamlarımız tayyarelerle, mektuplarımız ”Bakkal Şafak eliyle” gelirdi. Şubatta, martta, Gebze’ye gelip inek … Read more