<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eskituraç Köyü</title>
	<atom:link href="http://www.eskiturac.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.eskiturac.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Jun 2011 18:12:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İskevsür&#8217;lü Memed&#8217;in Hikayesi</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/iskevsurlu-memedin-hikayesi/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/iskevsurlu-memedin-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2011 16:52:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Veysel İlhan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.net/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[İSKEVSÜR’DEN BİR KESİT O bir aşık, O bir sevdalı…O özlediği, hasretiyle yandığı, sevdalısı olduğu köyünün aşığı… Eskituraç ismiyle yüreği kıpır kıpır olan bir aşık… Sevgisini hep yüreğinde hissettiği köyünü anlattı değerli büyüğümüz Veysel İlhan. Biraz eskilere uzandı,köyümüzün değerli insanlarını andı rahmetle..  İnsana “hey gidi günler” dedirten, gelenek-göreneklerimizle yoğrulmuş hayatların yaşandığı yıllara uzandı.. Bazen ekin tarlasından,&#160;&#8230; <a href="http://www.eskiturac.net/iskevsurlu-memedin-hikayesi/">Read&#160;more</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>İSKEVSÜR’DEN BİR KESİT</strong></h1>
<p><em> O bir aşık, O bir sevdalı…O özlediği, hasretiyle yandığı, sevdalısı olduğu köyünün aşığı… Eskituraç ismiyle yüreği kıpır kıpır olan bir aşık…</em></p>
<p><em> Sevgisini hep yüreğinde hissettiği köyünü anlattı değerli büyüğümüz Veysel İlhan. Biraz eskilere uzandı,köyümüzün değerli insanlarını andı rahmetle..  İnsana “hey gidi günler” dedirten, gelenek-göreneklerimizle yoğrulmuş hayatların yaşandığı yıllara uzandı.. Bazen ekin tarlasından, bazen yayla yolundan seslendi bizlere… Öylesine değil ölesiye bir memleket sevgisinin damlalarıyla yazılmış bir yazı…  Dil ile değil gönül ile söylenmiş sözler… Sizleri bu sıcacık hikayeyle baş başa bırakıyor Veysel amcamıza  bu güzellikleri paylaştığı için sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz..</em></p>
<p><em><br />
</em></p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>ESKİTURAÇ KÖYLÜ MEMET’İN HİKAYESİ</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">G</span>özleri buğulu, kalbi hüzünlü, buruk bir hasretle derin hayallerden süzülen tebessüm vardı çehresinde. Karışık duygularla doluydu. Doğduğu, büyüdüğü, gençliğini yaşadığı yer onun için artık sıla değil de gurbet olmuştu sanki… Belki senede bir, birkaç günlük ziyaret ve tatil yeri… Ömrünün en güzel çağındaki hatıralarını yâd etmek, giden büyüklerini ve kalan yaşlılarını sevindirmek için sıla-i rahim, hepsi bu kadar&#8230;</p>
<p>Çocukluk dönemi ve delikanlılığın ilk yılları köyünde geçmişti Memet’in. Hatıralar canlandı; taşı toprağı, yaylası, köyünün bütün beldeleri, gözünün önünden akıp gidiyordu sanki bir film şeridi gibi, isim isim dilinden dökülüyordu adeta… İzleri vardı, her beldenin taşında toprağında, yaylalarda, çamlıklarda, kuzlarda; ırmak ve ırmakta arkadaşları ile balık tutmak, sonrada büyük kurna benim deyip arkadaşlarıyla yarışarak köy pınarında zahra yuyanların arasından büyük kornadan kana kana su içmek… Ahbunluk, ot yeri, belen, Turaç çayırı, Mercimek tepesi, Nadar yeri, Derealan, Değirmen yanı, Musa deresi, Çakır deresi, Çağlayan, Kuyu deresi, Kalaycı tarlası, Harman düzü, Han yeri, o güzelim Evliyamız, Çamlık, Kuzlar, Kötü dere, Çuflalık, Dereyurt,ve dereyurtta patates sökümünde patates otları ve çalı çırpı ile yaktığı ateşte sitilin içinde haşladığı patatesler nede lezzetli idi…Pazar oluğu, Avşar, Karlık, Kepçeli pınar, Alan ve nice onlarca daha beldeler; derken hepsinde de o günleri yaşadı bir anda sanki…</p>
<p>Hasreti içini kavuruyordu o yerlerin. Buram buram kokuyordu burnuna menekşeler, papatyalar, kekikler. İlamsarların sarı gelin gibi tarlalar üzerine örtünmesi, koyungözlerinin ak çiçekleri, kırmızının en ihtişamıyla gelincikler, renklerin her çeşidiyle kır çiçekleri&#8230; Yamaçlardaki gevenlerin bile ayrı bir güzelliği vardı…</p>
<p>Bahar kendisine has güzellikleri ile gelirken, karların eriyerek derecikler oluşturduğu, kar altından kardelenlerin yavaş yavaş gün yüzüne çıktığı, kuzuların zıplaya zıplaya birbirleri ile oynaştığı o günler ne de çabuk geçmişti. Sene 1960 idi, 7-8 yaşlarındaydı Memet o günlerde. Köy halkı o senede yeşil hoca’yı tutmuşlardı imam olarak, hoca aynı zamanda çocuklara kuran öğretirdi kış aylarında. Bu eğitim üç ay sürer ve baharla beraber çocuklar, işlere koyulurlardı; bazen tarlada, bazen bahçede, bazen de öküz güder, koyun güderler, kah öyle kah böyle babalarına yardım ederlerdi. İlkokul yoktu o zamanlar, yeni yazı eğitimi başlamamıştı. Memet’te akrenleri ile beraber o sene üç ay kuran eğitimi gördü ve iki kış devam etti.  Kur’an okumayı öğrenmiş, hatta bir kerede hatim yapmışlardı arkadaşları ile beraber. Hatim duasını hocaları bir Cuma günü cemaatle beraber yaptılar, sonrada adet olduğu üzere orada bulunan büyüklerin ellerini öptüler, dualar alındı ve bahşişler toplandı, daha sonra bütün köy ev ev dolaşılıp eller öpülüp bahşişler toplandı. Kur’an öğrenimine teşvik için çocuklar ödüllendiriliyor, aynı anda saygı ve sevgi tesis ediliyordu. Kış mevsiminin vazgeçilmezlerinden biri de köy imamının, köy odası da denilen mektepte her akşam namazından sonra yatsıya kadar İslam tarihi cenk kitapları okunması idi.Bunlardan genelde Hz.Ali (r.a) ‘nin hayber kalesinin fethi , Mervan’la savaşlarını cemaat hiç kaçırmazdı.Sanki o savaşların içindeymiş gibi hararetle kendilerini kaptırarak dinlerlerdi. Radyonun dahi olmadığı zamanlardı o zamanlar. Köy halkı için bu gibi tarihi olaylar beğeni ile dinlenirdi. Yine boş zamanlarda köyün belli yerlerinde oturulur sohbet edilirdi. Akşamları bazen de sohbet dinlemek için köy büyüklerinin evlerine gidilir, yaşlı ,tecrübeli bilge büyükler konuşturulur ,sohbetleri dikkatle dinlenirdi.Yeni nesil için bu sohbetler çok önemliydi.</p>
<p>Ramazanlarda daha farklı ve uhrevi bir hava yaşanırdı köyde. Hatimler yapılır dualar edilir ve sohbetler daha da derinleşirdi. Yine köydeki gençler sözü dinlenen büyüklerin sohbetine iştirak ederlerdi. Teravih namazları çok kalabalık ve heyecanlı olurdu.Çocuklar da katılırlardı teravihlere. Arada bir yaramazlıkta yapsalar çekilirdi bu kadarcık gürültüleri, Namaz kılmaları teşvik edilirdi çocukların. Bayramlarda köyün bütün erkekleri bayram namazından sonra camide halka yaparlar birbirleri ile bayramlaşır, kucaklaşırlar, bütün dargınlar barıştırılır, küsülü hiç kimse kalmazdı. Sonra da gençler ve çocuklar köyü ev ev dolaşır, yaşlı anaların elleri öpülürdü.Bu arada köyün meydanında bir yere her evden çeşitli yemekler getirilir ve herkes orada toplanır, bayram yemeği yenirdi. Sonraları bu adetler yok oldu, herkes evlerinde yemek vermeye başladılar.Halada köyde öyle devam etmektedir.</p>
<p>Yıl 1962 idi köye bir haber gelmişti, Eski turaç köyüne İlkokul yapılacakmış. Bu haber köylülere bayram yaptırdı. Okulun yapılmasına o sene başlandı fakat sezona yetişmediği için o yıl köy ortasında köy çeşmesinin yanındaki bir odada eğitime başlandı. Arkadaşları gibi Memet’te kaydını yaptırmış, başlamıştı yeni yazı mektebine ve o gün tam on yaşında idi Memet. Birinci sınıfı o ahşap odada okudular, ikinci sınıfa okul hazırdı artık, orada devam ettiler; Çocuklar çok heveslilerdi, çok sevinmişler ve sevmişlerdi okullarını ve öğretmenlerini hiç unutamayacaklardı ömür boyu , hatta büyüklerde çocuklar kadar sevinçliydiler, artık asker ve gurbet mektuplarını okutmak için kimi bulacağım diye günlerce düşünmeyeceklerdi. Anneler Babalar asker oğlunun gelinler ise bir yastığı paylaştığı canından aziz bildiği ve biricik yavrusunun babasının mektuplarını okutabileceklerdi istedikleri zaman, hem de aynı mektubu bir değil diğer mektup gelene kadar doya doya okutabileceklerdi. Bu bile en büyük nimetti bilene..</p>
<p>Memet 4.sınıfa gidiyordu.Günün birinde okulda tarih dersini işliyorlar, konu Osmanlı’nın kuruluşu idi.Bu çok ilgisini çekmişti Memet’in.Eve gelince babasına ; “Biz Osmanlı’nın kuruluşunu öğrendik bugün baba” dedi ve öğrendiklerini kelimesi kelimesine babasına anlatıverdi. Ve sonra da köyümüzü kimlerin kurduğunu peş peşe sormaya başladı. “Ben bunu da öğrenmek istiyorum “ dedi.Babasının çok hoşuna gitmişti, oğlunu kucakladı ,sevdi ve çıkardı ona 5 lira bahşiş verdi.”Oğlum Memet, okulda ataların Osmanlı’yı ne güzel öğrenmişsin aferin sana, bende dedelerini anlatayım bildiğim kadarıyla” dedi ve köyümüzün kuruluşunu anlatmaya başladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>KÖYÜN KURULUŞU</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">T</span>arih 1700’lü yılların son çeyreğiydi. Köyümüzün bulunduğu bölgenin tamamına yakını çam ağaçlarıyla kaplı, balta girmemiş ormanlar. Çok az bulunan açık alanlarda ,yeşillik ve fundalık, küçük vadilerden şırıl şırıl dereler çağlıyor. Yer yer bilek kalınlığında su çıkan gözeler var.Bugün isimlerini bile unuttuğumuz her çeşit kuş var.Hatta bazı rivayetlere göre köyün ismini ondan aldığı turaç kuşuda bunların içinde.Ve her cinsten yabani av hayvanları…Tasavvuru bile insana mutluluk veren doğa harikası .İşte böyle bir yere öyle bir zamanda yolu düşen yolcu Kara Mehmet ,namı diğer adıyla Kara Gilerci.Burası Kara Mehmet’i büyüler adeta.Yanında eşi ,oğlu ve birde kızı vardır.Bir süre burada konaklamaya karar verirler.Günler haftaları kovalamaya başlar.Günler geçtikçe bu yerlere daha da bağlanırlar.İaşelerini avcılıkla temin etmeye çalışırlar.Öyle zaman gelir ki artık burada temelli kalmaya karar verirler.Azda olsa açık alanlarda çiftçilik de yapmaya başlarlar , ve çok iyi ürün alırlar.Sonra da kendilerine kalıcı bir ev yaparlar.(Bu ev Mollagilin eski yıkılan evidir.)Bundan başka birde yayla yaparlar kendilerine.Bu yaylanın yeri de bugün ki Dereyurt’un doğusunda bulunan ,ismini de Kara Mehmet yani Kara Gilerci’den alan Gilerci Yurt’u dur.</p>
<p>Kara Gilerci mutludur buralarda. Lakin çevre sakinleri yani o zaman yakın beldelere yerleşen bazılarının bu yeni misafirin kalıcı olması hoşlarına gitmez.</p>
<p>Bu sıralarda; rivayet olunur ki, 1700lü yılların son çeyreği Osmanlı İmparatorluğu’nda Anadolu’nun bazı yerlerinde az da olsa huzursuzluklar, ayaklanmalar başlamıştır.  Bursa’da da böyle bir ayaklanma sonucunda Bursa Paşa’sı ailesi ile beraber şehirden ayrılır. Ailenin hepsi aynı yöne gitmeyi uygun bulmaz. Paşa’nın oğlu Kara Ömer, Tokat civarına gelir. Kara Ömer’in Tokat civarına geldiğini duyan Kara Mehmet, daha önceden tanıdığı, çok sevgi ve saygı duyduğu Kara Ömer’i bulur ve onu konakladığı İskevsür’e getirir. Ona beldenin güzelliklerini anlatır. Burada kendisi ile beraber kalması halinde kızını da ona vermeyi söyler. Beldeyi gezip gören Kara Ömer teklifi olumlu bulur ve kabul eder. Ve böylece o da beldeye yerleşir. Kara Mehmet’in kızıyla evlenmeden önce Pirit Emmilerin evi diye bildiğimiz ve bugün hayatta olmayan evi kendisine ev yapar. Ve sonra da Kara Mehmet’e Kara Ömer damat olur. Ali Ağagilin diye bildiğimiz fakat yine bugün yerinde olmayan samanlığı da yaparak hem çiftçilik hem de avcılıkla hayatlarını sürdürmeye başlarlar.</p>
<p>Güçlüdürler, iki yiğit bir olunca hayat daha da kolaylaşır ve çevrelerinden de artık hiçbir tatsızlık olmamaktadır. Herkesle dost olarak yaşamaya devam etmektedirler.</p>
<p>Kara Mehmet namı diğer Kara Gilerci; Osman çavuş, Abdurrahman hoca, gügük İsmail, Sofi İberahim, Süleyman ve Bekir bugün Mollagil diye bildiğimiz sülalenin yedi kuşak ötesi dedeleridir.</p>
<p>Kara Ömer ise Ali Çavuşgil, Nuru Çavuşgil, Ali Ağagil ,Cerrahgil, İsmail Çavuşgil diye bilinen sülalelerin yedi kuşak ötesi dedeleridir.</p>
<p>Daha sonraları bu yerlerin yakınlarında veya farklı yerlerden gelerek yerleşen 5 kabile daha olmuştur. Bunlar sırayla; Çavuşgil kabilesi, Emingil ve Veligil kabilesi, Çuhadaroğulları kabilesi (Bugünkü Şahin ve Durak aileleri) Kırtıllıgil ve Kürtgil kabilesi ve Şatırgil kabileleridir.</p>
<p>Memet okulda çok şeyler öğrenmişti, Babasından da köyün kuruluşunu öğrenmesi onu çok mutlu etti kuşlar gibi uçuyordu sanki…</p>
<p>Okulla beraber köyde çok şey değişti; Daha sonra gençlerimizin bazıları yüksek tahsile devam etti, birçok fakülte bitirenler oldu. Öğretmenlerimiz, doktorlarımız, subaylarımız mühendislerimiz, mimarlarımız, iktisatçılarımız ve çeşitli branşlardan mezunlarımız devlet memurluğu ve özel sektörlerde meslek sahibi oldular, kendi işlerini kuran esnaflarımız ve işadamlarımızda oldu.</p>
<p>Önceleri gâvur mektebi diyerek okul bile istemeyen insanlarımız,  sonraları gördüler ki, okul ve okumak, yokluğu ne büyük eksiklik varlığı da ne büyük nimetmiş.                                                                                     Memet okuldan kalan günlerinde babasına yardım ediyordu. Tarlada, yaylada, nerede iş varsa orada babası ile beraberdi. Yaylayı çok severdi, annesiyle her akşam yaylaya gider, çoğu zaman sabah köye geri dönerdi; Yaylada en çok sevdiği işlerden biriside, kuzuların süt emmeleri için koyunlarla karıştırılmasıydı. Buna kuzu katmak denirdi. Kuzuları koyunlardan ayırmayı hiç istemezdi, annesi Ayşe Ana, ayırmanın sırrını ne kadar anlatsa da yine de ayrılığın kelimesini bile sevmezdi. O, kuzuların koyunların meleşmelerini hatırladıkça hala kulaklarında seslerini duyuyor gibidir Memet.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>GUNDU ŞEYHİ EVLİYASI </strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">H</span>er yaylaya çıkışlarında, Ayşe Ana kıranın tam ortalarında biraz durur, evliyaya doğru yönelerek bir şeyler okumaya başlardı. Mehmet merak etmişti, sordu annesine: “Niçin o tarafa dönerek bir şeyler okuyorsun Anneciğim, bu Evliya’nın sırrı nedir?” Hava soğuktu, üşümüşlerdi. Annesi, “Oğlum eve varalım anlatırım” Dedi. Yayla evine vardılar, ateş yakıp ısındılar. Mal gelmesine daha zaman vardı. Oğlunu dizinin dibine oturttu.  Ayşe Ana bildiği kadarıyla Evliya’yı anlatmaya başladı:</p>
<p>“Oğlum buraya, Gündışığı, bazen de Gundu Şeyhi Evliyası derler. Hatırlarsan üç yıl önce sen yedi yaşındaydın. O zaman yaz çok kurak geçmiş, köylere yağmur yağmamıştı. Ekinler yanıyordu. Köyüler yağmur duasına çıkmış ve bu bölgedeki nerede evliya varsa hepsine gidip oralarda dua edilmişti. En son bizim Evliyamıza gelindiğinde çok dua edildi. Herkes ağlamıştı. Sen de bana niye ağladığımı sormuştun oğlum. Ben de sana demiştim ki, Allah’tan rahmet istiyoruz, sen de Allah’a yalvar bize yağmur yağdırsın. Sen küçüksün senin dileğin geçer, bize rahmet versin. Sen de ağlayarak dua etmiştin, hatırlıyor musun oğlum” dedi.</p>
<p>Memet: “Tabi ki hatırlıyorum, sonra da yağmurdan her tarafımız su kesilmişti di mi anneciğim.” diye cevap verdi.</p>
<p>Ayşe Ana anlatmaya devam etti: “Burası işte öyle mübarek bir yer evladım. Bu Evliya’nın tarihi tam olarak bilinmemektedir. Horasan’dan geldikleri rivayet edilir. Alperendirler. Yöremizde birçok evliya daha var. Bunlar arasında Nebişeyh, Hasanşeyh, İbrahimşeyh, Cimi Tekke Evliyası, Gedik Evliyası, Çeltek Baba Evliyası ve bizim bu tepe etrafında birkaç yerde hatta dereyurdun başında da evliya vardır. Gundu Şeyhi veya Gündışığı evliyasında, rivayete göre üç komutan, bir çavuş ve onlarca alperen askerler yatmaktadır. Yine bir rivayete göre 11.yüzyılda Anadolu’nun Türkleşmesi sırasında çevredeki diğer Evliyalarla beraber Anadolu’ya gelmişler. Melikşah’ın uç beyleri olarak çok yararlı görevler üstlenmişler. Sonra da şehit düştükleri yerlere askerleri ile birlikte defnedilmişler. Mekanları cennet olsun. Allah şefaatlerine bizleri de nail eylesin.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>HASAT ZAMANI</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">T</span>emmuz sıcakları başlayıp çayırların biçilme zamanı gelince bütün köy halkı çayırlarda görünürdü otları biçmek için. Derken fiğler, arpalar, buğdaylar gelirdi daha sonra sırası ile. Kimler tarlaya erken giderlerse o ailenin de işleri erken biterdi; Erken kalkan yol alır derlerdi büyükler. Sabah, ezanla kalkılır, namazdan sonra yatılmazdı. Evin ortasında kurulan tahta sofranın etrafında bütün hane halkı çevrilip ayranlı bulgur veya helle çorbasına bismillah deyip kaşık salladıkları o tatlı anlar nerelerde kaldı, hele bir de sofradan kalkmadan yayladan gelen yoğurt da yetişti mi keyfine diyecek olmazdı Memet’in. Kağnı arabaya öküzleri o koşardı babasıyla, hoşuna giderdi büyüklerin işlerini yapabilmek. Arabanın önüne çıkrığın arasına oturur öküzleri o ha! Derdi. Bir seferinde de sarı öküz yeşil otu fazla kaçırınca ishal olmuş Memedin yüzüne gözüne bulamıştı. Şimdi o bile güzel Memet için.</p>
<p>Kavurucu temmuz sıcağının altında ekin biçmek yazgısıydı Memetlerin&#8230; Fiğler, arpalar, el ile yolunur buğdaylar orakla biçilirdi. Öğlen olunca, varsa armut dibinde yoksa bağ yığınlarının gölgesinde yemek molası verilirdi. Yemekleri köyde Memet’in ablası Emine yapar getirirdi, yemekler genellikle yahni adı verilen mercimekli patates çorbası veya lahana ve ayran olurdu, bazen de cenikli armutçu dayıdan arpa karşılığı güz veresiye alınan armutlar.. O armutların tadı hala damağında Memet’in. Emine yemekleri bırakır ve hemen yaylaya koyunları sağmaya giderdi. Bu döngü hep böyle devam edip giderdi…</p>
<p>Memet’e Babası oğlum göz den su getir der, Memet de en yakın gözeden narpuzların arasından sitile soğuk su doldurur koşa koşa getirirdi, yemekler yenir, baba Ali emmi dua eder  “Allahım nimetlerine hamdolsun, bize verdiklerini olmayanlara da ver.”</p>
<p>Namaz kılınırdı, sonra da üzerlerine çöken öğle yorgunluğunu gidermek için oracıkta yarım saat uyumak dünyalara değerdi. Dinlendikten sonra tekrar işe devam ederken Memed’in babası o yanık sesi ile arada bir yemen türküsünü söylerdi:</p>
<p><em>“Havada bulut yok bu ne dumandır</em><br />
<em>Mehlede ölen yok bu ne figandır</em><br />
<em>Alı yemendir gülü çemendir</em><br />
<em>Giden gelmiyor acep nedendir.</em><br />
<em>Burası Huş&#8217;tur yolu yokuştur</em><br />
<em>Giden gelmiyor acep ne iştir.</em></p>
<p><em>Kışlanın önünde redif sesi var</em><br />
<em>Bakın çantasında acep nesi var</em><br />
<em>Bir çift kundurayla bir de fesi var</em><br />
<em>Alı Yemen&#8217;dir gülü çemendir</em><br />
<em>Giden gelmiyor acep nedendir</em><br />
<em>Burası Huş&#8217;tur yolu yokuştur</em><br />
<em>Giden gelmiyor acep ne iştir.”</em></p>
<p><object width="250" height="40"><param name="movie" value="http://grooveshark.com/songWidget.swf" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;songIDs=29782246&#038;style=water&#038;p=0" /><embed src="http://grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;songIDs=29782246&#038;style=water&#038;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /></object></p>
<p>Ailenin altı yaşındaki Ali’si kardeşi Fatma’nın beşiğini sallamakla meşguldü. Annesinin çerçici Cimbelek’ten bir şinik arpa ve bir eski ip çorap karşılığında aldığı lokumu ağladıkça emziğine çalar, arada bir de kendisi aşırırdı Alicik. Fatma uyuyunca da tarladaki calazları toplamak Alicik’e düşerdi.</p>
<p>Hasat’ı erken bitirebilmek için hummalı bir yarış olurdu tarlalarda. Tarlası fazla olanlar ırgat ederlerdi sona kalanlarada köyde her haneden bir kişi yardıma gider son ekinleride  bitirirlerdi. Böylece yardımlaşma ve dayanışma ne güzel uygulanırdı.</p>
<p>Güz aynı zamanda hasat zamanı idi; Ekinler, saplar tarlalardan çekilir, harmanlar dövülür, tahta savurma makineleri ile savrulurdu. En zor gelen işlerden biri de makinenin önünden saman atmaktı. (Harmanlar Memet’lerden bir kuşak önce yabalarla savrulurmuş). Unları öğütmek için genelde Cenikli hacının değirmenine giderlerdi.O senede öyle olmuştu, Unları öğütmüş hararları kağnı arabasına yüklemişler dayba’ya doğru çıkarken Cenik çobanları hem, dayı dayı diye bağırıyorlar hemde Memet’lere doğru koşuyorlardı nihayet yanlarına geldiler, çantalarından çıkardıkları mısır ekmeklerini Memet’in  babasına uzatarak buğday ekmeği istediler, Memet’in babasıda çantalarındaki  ekmeğin yarısını çobanlara verdi. Daha sonraki karşılaşmalarında Memet, çobanlara hep karşılıksız verdi buğday ekmeklerini, çok küçükken dedesinden duymuştu: “Veren el alan elden üstündür.” Elindeki küçük imkânlarla bunu gerçekleştirmeye çalışırdı  Memet.</p>
<p>Hava çok sıcaktı, ama yokuşta çıkılmıştı ,yolun yan tarafında  ormanın gölgesi vardı; Baba Ali emmi öküzleri eğledi, arabanın önünede direğini vurdu,oğlum dedi Memed’e öküzler biraz dinlensin bizde bir su içip gelelim; diyerek  yan taraftaki Kepçeli pınarın yolunu tuttular,pınara vardılar kana kana su içtiler, yüzlerini yıkadılar ,baba şapkayı çıkardı başınıda iyice yıkadı soğuk su ile ,serinlemişlerdi artık. Burası Memed’in çok hoşuna gitti, hele kepçe gibi ağaç oluk çok ilgisini çekti, sordu babasına, burayı kim yaptı baba dedi, babası da  büyük dedenler yapmış oğlum, bende senin gibi iken dedene sormuştum, babam da öyle söylemişti. buraları yapmışlar isminide Onlar koymuşlar.Nur içinde yatsınlar.Dağlardan,ağaçların, ve belki yüzlerce çeşit bitkilerin arasından süzülüp gelen buz gibi suyun önüne doğasını bozmadan biraz düzenleyerek kepçe şeklinde bir oluk yapmışlar, isminede Kepçeli pınar demişler. İşte o gün bu gün Kepçeli pınar belki asırlardır akıp gidiyor buz gibi, yüreğimizde ayrı bir yeri var fenferah. Memet ayrılmak istemiyordu buradan, son baharın rengarenk ihtişamı vurmuştu ormana, dağlara, derelere. Dağ üzümleri siyah siyah olmuş gınıkmıştı Memet; Lopur lopur yedi üzümleri ve tekrar tekrar su içti sonunda bıraktırdı babası  dokunacak diye. Baba Ali emmi, oğlum öküzler durmaz geciktik hemen gidelim dedi. Kağnı arabasını bıraktıkları yere geldiler fakat arabada öküzlerde yerinde yoklardı…Biraz ileride sesler duydular ,Ali emmi ! Memet !. Ali emmi sesleri tanımıştı, bizim dağ bekçileri dedi Memed’e .Ömer dayı ile Mıstık idi dağ bekçileri. Bizim kuzey sınırı kızılot suyuna inmişler, oradan kovanı yaylasına doğru çıkıyorlardı.  Sabah namazından sonra çıkarlar, Otlak, Mera ve ormanlarımız olan; Avşar, Kabaktepe ve Dağlardan Kızılot suyuna kadar olan bölgede bir tek çöp bile kestirmezlerdi kimseye. Köyün kuruluşundan beri bu böyle devam edip geliyordu.</p>
<p>Arabanın yanına vardırlar,   Mıstık daha gençti Ali Emmi’ye bakarak. Siz Kepçelipınar’a giderken biz aşağıdan geliyorduk.. Sizi gördük. Siz gidince baktık ki, öküzler arabayı almışlar, yavaş yavaş gidiyorlardı. Koştuk öküzleri durdurduk ve sizi bekledik. Bize dua edin, dediler. Ali Emmi’de açtı ellerini, dua etti onlar için ve cecimden yapılmış centesini (çantasını) çıkardı. Bekçilere acıkmışsınızdır, diyerek değirmende yaptığı değirmen çöreği ve bir dilimde peynir verdi. Sonra da ısmarlaştılar ve yola devam ettiler.</p>
<p>Kovani yaylasından geçerlerken Memed’i karın ağrısı tuttu. Babası –Oğlum ben sana demedim mi, yedin dağ üzümünü, içtin buz gibi suları, karnını ağrıttın dedi. Memed kıvranıyordu.  Guvanı yaylasında da görüntü göçmüşler gibi idi . Kimse var mı acaba diye düşünürken zaten fazla ev de yok ki dedi ,kendi kendine. Hepsi 7-8 adet taş ve tezekten yapılmış tek oda yayla evleri derken, bir yaşlı teyze göründü ortalıkta. Belli ki o da göç hazırlığı yapıyordu. Memed’in kıvrandığını görünce, -oğlum senin karnın ağrımış herhalde, ben sana süt getireyim diyerek eve geri döndü, elinde bir tasla geldi. Kömüşü yeni sağdım ve şimdi pişirdim. Bu sütü iç, bir şeyciğin kalmaz yavrum dedi.   Memet tası kaptığı gibi içtiği bir oldu .  Karnı biraz karıştı. Koşa koşa ormanda aşağıdaki dereye indi ve biraz sonra geldiğinde karnı artık rahatlamıştı. Teyzeye çok teşekkür etti, elini öptü, ayrıldılar ve yola devam ettiler. Giderlerken Memet düşünceli düşünceli yürüyordu. Babası Ali Emmi fark etti oğlunun durumunu. Oğlum sesin çıkmıyor, neyin var, gene ne oldu dedi? Memet, baba merak ettim, bu teyze yalnız başına burada ne yapıyor.  Bizim köylü değil, ben tanımadım. Babası evet oğlum, bunlar bizim köylü değil.. Dediğimiz gibi Guvanılı, sanırım köyden gelecek kocasını veya oğlunu bekliyor, göçlerini götürmek için. Memet, -Bunlar  yabancı köylü ise, bizim dağlarımızda nasıl yayla yapmışlar.?   Babası, -oğlum sen çok şey sordun bana, hem gidelim, hem anlatayım. Hatırlarsan Guvanı yaylası demiştik, ama sen Guvanı köyünü de bilmiyorsun. Gitmedin, görmedin. Guvanı, Reşadiye’ye varmadan en son köy.   Dedelerimiz, o zamanlar ilçemiz Reşadiye’ye işleri düşüp gittiklerinde akşam geriye dönerlerken çoğu zaman  geceye kalınır,yollar yaya için uzundur. Guvanı’nın içinden genelde geç saatlerde geçilir. Köylülerde, bu gece vakti sizi yollamayız, diyerek misafir ederler ve yola sabah devam edilirmiş. Bu vesileyle Guvanı’lılarla bizim köylüler arasında çok sıcak dostluklar oluşur. Daha sonraları akrabalıklarda kurulur.Dedelerimiz, ahde vefa göstererek, bu dostluğu karşılıksız bırakmak istemezler. Yaz ayları çok sıcak geçen bu köyün önde gelen birkaç insanları ile, günün birinde bizim dağlara  gezmeye çıkarlar. Sıcaktan bunalan Güneylilere, bu serin yayla ve orman havası Cennet gibi gelmiştir. Bizimkiler derler: Gelin buraya, yapın birkaç tane yayla evi, yazın sıcak aylarını burada geçirin.Güneyliler çok memnun olmuşlardır.Hemen işe koyulurlar,tezekten, taştan birkaç tane yayla evi yaparlar. İşte bu evler, o zamanki yapılan evlerdir oğlum der. Baba Ali emmi , Memet ise anladım baba der. Bu arada kabak tepeye çıkmışlardır .Tepenin üstüne yayılan koyun sürülerinin yanından yıldırım hızıyla Memet’lere doğru gelen köpekten Memet hiçte korkmamıştı,çünki Memet köpeği tanımıştı. Köyün çocuklarını dahi tanıyan ve herkesin sevdiği meşhur CIBIR isimli  Ağca Emmi gilin köpeği idi. yanlarına gelince özür dilerim dercesine Memetlere sürünüyor ve yerlere yatıyordu. Çobana selam verdiler, bereketli olsun deyip yollarına devam ettiler.  Guvanı’lılar uzun zamanlar 5-10 evle yaylamışlar yıllarca. Son 20 yılda hiç kullanılmayan yayla, bu günlerde yayla ile hiç alakası olmayan 2- 3 kat betonarme yapıtlarıyla, mera kanunlarınıda hiçe sayarak  bir hukuk skandalı işleyip, hem de gösterilen tarihi dostluğa karşılık ahde vefa beklenirken, özellikle akrabaların dahi yapmış oldukları garip olayları ve nezaketsizliği anlamak mümkün değildir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>GÜZ AYLARI</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">B</span>u arada, yayladan da köye göç başlamıştı artık. İş sırası güzlük ekinleri ekmeye gelmişti, Memet’in babası çift sürüyor Memet de öküz önünde yürüyordu, bazen de babası saban tutturuyordu öğrenmesi için. Ahlat armutlarını annesi ve ablası ile beraber dökerlerdi, sonrada ablaları köydeki kızlarla imece yapar armut yararlar, ellerinde armut dillerinde de türküler nağmelenirdi:</p>
<p><em>“Dam Üstüne Çul Serer Loyluda Yar,</em><br />
<em>Leylide Yar, Loy Loy Loy</em><br />
<em>Bilmem Bu Kimi Sever Halelim</em><br />
<em>Nennide Kınalım Nennide, Belalım Nennide Nenni</em></p>
<p><em>Bunun Bir Sevdiği Var</em><br />
<em>Loyluda Yar, Leylide Yar, Loy Loy Loy</em><br />
<em>Günde On Çeşit Geyer Halelim</em><br />
<em>Nennide Kınalım Nennide, Belalım Nennide Nenni</em></p>
<p><em>Şunu Bana Verseler Loyluda Yar,</em><br />
<em>Leylide Yar, Loy Loy Loy</em><br />
<em>Cihana Bildirseler Halelim</em><br />
<em>Nennide Kınalım Nennide, Belalım Nennide Nenni</em></p>
<p><em>Gitsem Yarin Yanına Loyluda Yar,</em><br />
<em>Leylide Yar, Loy Loy Loy</em><br />
<em>Sabahtan Öldürseler Halelim</em><br />
<em>Nennide Kınalım Nennide, Belalım Nennide Nenni</em></p>
<p><em>Ağ Daşı Kaldırsalar Loyluda Yar,</em><br />
<em>Leylide Yar, Loy Loy Loy</em><br />
<em>Yılanı Öldürseler Halelim</em><br />
<em>Nennide Kınalım Nennide, Belalım Nennide Nenni</em></p>
<p><em>Küçükten Yar Seveni Loyluda Yar,</em><br />
<em>Leylide Yar, Loy Loy Loy</em><br />
<em>Cennete Gönderseler Halelim</em><br />
<em>Nennide Kınalım Nennide, Belalım Nennide Nenni”</em></p>
<p><object width="250" height="40"><param name="movie" value="http://grooveshark.com/songWidget.swf" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;songIDs=26419070&#038;style=wood&#038;p=0" /><embed src="http://grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;songIDs=26419070&#038;style=wood&#038;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /></object></p>
<p>Yarılan armutlar daha sonra, dam üstlerinde çulların üzerinde kurutulur, hoşaf yapılırdı. Hoşaflar özellikle kış aylarında kaynatılır suyu içilirdi. O hoşaf suyu bugünün çayına, meşrubatına ve kompostosuna bedeldi. Unlar öğütülmüş, zahralar yunmuş, kurutulmuş ambarlara doldurulmuştu. Dere yurt’tan patatesler sökülüyordu. Köy de hummalı bir kış hazırlığı vardı. Kışın odun ihtiyacını karşılamak için 15-20 gün avu çalısı çekilirdi dağlardan. O güzün hüzünlü atmosferinde kağnı arabaları dağlardan bükmeye doğru gelirken, yanık yanık mazu sesleri  yaz mevsiminin bittiğini haykırırdı kulaklarımıza, bir ayrılığı, hasreti, firakı, haykırıyordu; Ötelere doğru yol alırdı bu hüzünlü atmosferde insan, Bir  zamanlar omuz omuza yan yana her şeyimizi paylaştığımız, beraber olduğumuz en yakınlarımızın  hasreti, ayrılığı ve hüznü idi sanki kalbimize bir şekilde boşalan; Bu ise bizi Ukba’ya doğru bir tefekküre davet ediyordu…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>DUVAKLI DÜĞÜNLER</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">D</span>üğünlerde genelde bütün işlerin bitirildiği bu mevsimde yapılırdı. Eski düğünler bambaşka olurdu. Davul zurna düğünlerin ayrılmaz bir parçası idi. Bayanlar harmanlarda tahtalı kurar sallanırlar, tef çalar, türkü söylerlerdi:</p>
<p><em>“Hey on beşli on beşli</em><br />
<em>Tokat yolları taşlı</em><br />
<em>Onbeşliler geliyor</em><br />
<em>Kızların gözü yaşlı</em></p>
<p><em>Aslan yarim kız senin adın Hediye</em><br />
<em>Ben dolandım sen de dolan gel beriye</em><br />
<em>Fistan aldım endazesi on yediye</em></p>
<p><em>Giderim ilinizden</em><br />
<em>Kurtulam dilinizden</em><br />
<em>Yeşil bas ördek olsam</em><br />
<em>Su içmem gölünüzden</em></p>
<p><em>Aslan yarim kız senin adin hediye</em><br />
<em>Ben dolandım sen de dolan gel beriye</em><br />
<em>Fistan aldım endazesi on yediye</em></p>
<p><em>Gidiyom gidemiyom</em><br />
<em>Sevdim terk edemiyom</em><br />
<em>Sevdigim pek gönüllü</em><br />
<em>Gönlünü edemiyom</em></p>
<p><em>Aslan yarim kız senin adin hediye</em><br />
<em>Ben dolandım sen de dolan gel beriye</em><br />
<em>Fistan aldım endazesi on yediye”</em></p>
<p><object width="250" height="40"><param name="movie" value="http://grooveshark.com/songWidget.swf" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;songIDs=27461475&#038;style=grass&#038;p=0" /><embed src="http://grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&#038;songIDs=27461475&#038;style=grass&#038;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /></object></p>
<p>Erkekler ise, sağdıç eşliğinde köy ortasında damat adayını tıraş ederler ve yıkarlardı. Delikanlılara harmanlar dar gelirdi. Davul zurna ile beraber peşrev çekerler, güreş tutarlardı, en iyi güreşen baş alır sırayla ikinci ve üçüncülüğü kazananlarda belirlenmiş olurdu. Halaylar çekilir horonlar oynanır davul zurna arada bir durur delikanlılar türkü tutururlardı.</p>
<p><em>“Yayladan mı geliyon </em><br />
<em>Gız boyuna manşallah </em><br />
<em>Bizim evde gelin yok </em><br />
<em>Sen olusun inşallah”</em></p>
<p><em>“Yayladan mı geliyon</em><br />
<em>Sırtındaki yayuk ne </em><br />
<em>Ben sana postal aldım </em><br />
<em>Ayağında çarık ne”</em></p>
<p><em>“Ay akşamdan ışıktır</em><br />
<em>Yüküm şimşir kaşıktır</em><br />
<em>Komşu kızını zapt eyle</em><br />
<em>Bizim oğlan aşıktır</em><br />
<em>Dilo dilo yaylalar”</em></p>
<p>Kadınlar, kızlar boy bürük bürünür, düğürşü olurlar at oynatırlardı köy önlerinde. Sonra da zurnacının o yanık ve yürek burkan gelin havası eşliğinde baba evinden duvaklı gelini alırlar hep beraber damat evine götürürlerdi. Evin önünde durulur daha önceden sağdıçla beraber dama çıkan damat elindeki torbasından gelinin başına çerez ve bozuk para dökerdi. Gelinin duvağını elma atıp düşürmeye çalışan damatlarda olurdu. Ve çocuklar atılanları nasıl kapışırdı görmeye değerdi. Geline ve damada akşam nikâh kıyılır arkadaşları arasından atılan yumruklardan en az etkilenebilmek için hızla gelinin odasına girerdi damat. Arkasından da odadan delikanlılara uzatılan gelin böreği yenir ve düğün sonlanırdı. Onlar ererdi muradına biz devam edelim İskevsür’ün öyküsüne.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>İSKEVSÜR’ÜN BEYAZ ÖRTÜSÜ; KIŞ AYLARI</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">M</span>evsim yavaş yavaş kışa dönüyordu. Havalar soğumuş, yapraklar dökülmüş, topraklar ve ağaçlar yeşilliğini hüzünlü bir griye bırakmıştı artık. Karlarda yavaş yavaş yağıyordu ve beyaza bürünüyordu memleket. Kışın da ayrı bir güzelliği vardı. Memet evlerden evlere kar altından tünel açılıp ulaşılmalara yetişemedi, fakat karlar üzeri buz tutunca kızaklarla kaykılarla aykınmaktan aldığı zevki hiç unutamıyordu; Birde elinden hiç gitmiyen bıçak izini;  Bir nantu bulmuş Dursun amcaya saplattırmış, güzelcede kösüreletmişti, bıçağı kapatmadan arkadaşları ile kuyu deresine zipti ve burma çıkarmaya gidiyordu, alaca karlarda bata çıka ayağını çekemedi ve düşüverdi oracıkta yeni saplı bıçağı parmağının içini kesivermişti; Annesinin yaptığı yağlı gara tedavisi ile tez zamanda iyileşti yara. Bıçak izi ise tatlı bir hatıra olarak ömür boyu kalacaktı…</p>
<p>Canik dağından karlar üstünde kütük koşumu bile getirmişlerdi babasıyla. Koşum getirirken köylülerde sanki bayram havası olur gibiydi o soğuk fırtınalı günlerde. Büyüklerin hep bıyıkları donardı soğuktan. Hoşuna giderdi bu manzaralar nedense Memed’in üşürdü ama ellerinden buhar çıkardı hep.</p>
<p>Daha dün çocukluğunda köyün masmavi gökyüzünde elini uzatsa alacağım sandığı yıldızların altında şahna tepesinde saklambaç oynarlar, hayatlarda ayaktan atlama ve birdirbir oynarlardı akranları ile. Kış mevsiminin meşhur oyunlarından biri de tilki oynatmaktı. Dört beş arkadaşın bir araya geldiği bir Perşembe akşamı Memet tilki olmuş, sırtına da bir post geçirmişti. Elinde de bir sopaya bez parçaları bağlamış, bir de kelek ve çan takmıştı. Gece yatsı vaktinde, önüne gelen evin kapısını tak tak vuruyor, “Dilkiciii geldi!” diye açtırıyor ve tilki gibi sıçrayıp duruyordu. Kelek ve çanlarla bir gürültüdür koparıyorken, arkadaşlarından biri de türkü tuttururdu. Ev sahibi de bir terpuş bulgur getirip tilkinin arkadaşlarının çuvalına boşaltıyordu. Böylece çuval dolana kadar dolaşılırdı. Çuval dolunca da oyun biterdi. Sabahı iple çekerek getirirlerdi. Sabah olunca bulgurdan biraz alınır, tereyağlı güzel bir pilav yaptırılır, öğlen de afiyetle yenirdi. Adına da Cuma pilavı denilirdi. Kalan bulgur ise köylülerden alacak olan birine veya bakkala satılır, tilkiciler aralarında kaç kuruş olursa paylaşırlardı.</p>
<p>Memet’in merakla yaptığı işler arasında bir de Dizme direkleri arasında gıcırdak çevirme de vardı. Öküz güderken düdük çalmayı üç parmakla zar zor öğrenmişti ama çokta dertli çalardı. Koyun sulamayı ve nezüğü çalmayı becerememişti bir türlü, fakat babasının, Memet’e her zaman söylediği bir şey vardı,“sen adam olacaksın oğlum, torunumda devlet adamı olacak”.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>GURBET ELLER</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">M</span>emetler babalarının dediği gibi oldular, çalıştılar alın teri ile kazandılar hayatlarını gurbet ellerde. Hep dürüst oldular. Hiç kötü insan çıkmadı. Kutsal değerlerini unutmadılar. Çocuklarını imkânları ölçüsünde okuttular. 3. kuşaktan bazıları üniversiteyi de bitirdiler. Kendi işlerini de kuranlar oldu. Devlet memuru olanlar oldu, Yönetici olanlar oldu, Dedelerinin dediği yerine gelmiş oldu bir yönüyle.</p>
<p>Hanımı Memet’i dürtüklüyordu. “Çocuklar aşağı indi bey, bizi bekliyorlar. Pazar günü bir tatilimiz var onu da evde geçirmeyelim.” Mehmet öyle dalmıştı ki birden sanki uykudan uyandı.” Ne oldu Memet “ dedi hanımı. Memet:</p>
<p><em>-“Soğuk gurbet hayatı içimizden bir şeyler kopardı adeta</em><br />
<em>Hep hasret kaldık birbirimize</em><br />
<em>Menekşeye, papatyaya, güle, nergise</em><br />
<em>İşte o köy can köyümüze” </em></p>
<p>Memet’in 5 dakikalık memleket hayali dünyalara değmişti. “Hanım, hanım” dedi ve 5 dakikalık hülyasını anlatıverdi oracıkta. 5 dakikalık hayali bile cihan değer memleketim” diyorlardı ikisi de.</p>
<p>Hey gidi günler hey! Çocukluğu anıları ile beraber böyle bitti. Delikanlılığı ise ayrı ayrı gurbetlere düştü Memetlerin.</p>
<p>Maddi yönüyle her şey güzeldi belki ama unutamadıkları ve buram buram hasretini çektikleri bir şey vardı içlerinde. Onu hiçbir şey karşılayamıyordu. Köyündeki o sıcacık insani bağlar, büyük ve küçüklerin birbirleri ile ilişkilerinde saygı ve sevgiden oluşan terbiye eksenli iletişim. Acı, tatlı, hüzün, sevinç, her şeyin büyük bir aile sayılan köylüler arasında paylaşılması ne kadar insani idi, ne kadar güzeldi. Ama şimdi o artık “geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer” sayfalarında kaldı.</p>
<p>Bulunduğumuz son yüzyılın ortaları idi. Anadolu insanı doğup büyüdüğü ve çok sevdiği memleketinden büyükşehirlere hatta yabancı ülkelere kimisi mevsimlik, kimisi de gidip de dönmemecesine göç etmeye başlamışlardı. Artık o güzelim köyümüzün geliri gelecek nesillerin daha iyi yetişmesi için gereken maddi imkânları sağlamaya yetmiyordu. Bu yüzden bu göç kervanına köyümüz ve köylümüz de dâhil olmuştu. İlk gurbet, köyümüz için Samsun idi. Mevsimlik olarak köyümüzdeki işler bitince bir çuval peksimet yapılır birde yorgan sırt’landımı ver elini Samsun yolları denilirdi. Samsun’a tütün dikmeye ve bahçelerde çalışmaya gidilir böyle para kazanılırdı. Samsun’da Motos yanı, Balaç ve Saathane meydanı denen yerlerin köyümüz büyükleri için çok önemli hatıraları vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="padding-bottom: 10px; border-bottom: 1px solid #e7e7e7; margin: 0px 0 20px 0;"><strong>YENİ GURBET GEBZE  (ALİ OĞLU AHMET İLHAN)</strong></h1>
<p><span id="test" class="et-dropcap test2" style="font-size: 60px; color: #8c2626;">T</span>arih 1953, Kader ağlarını bir bir örüyor. Ahmet emmi cıva gibi delikanlı, 17 veya 18 yaşlarında var veya yok. Samsun’a gelmişti çalışmaya. Fakat her gün de iş bulamıyordu. Daha önceden bir kere İstanbul’a yolu düşen oradan da Gebze’nin Tavşanlı köyüne gelen Gotanılı Salih Emmi de (Kırmeke) Samsun’a çalışmaya gelmişti. O da günlerce işsiz kaldı. Ahmet Emmi ile buluştular. Ahmet Emmi’ye İstanbul’u, Gebze’yi, Tavşancıl’ı anlatmaya başladı. Oralarda daha iyi iş bulunacağını, çok kazanılacağını, Samsun’dan daha iyi olacağını söyledi durdu. Ve sonunda da onu ikna edebildi. Vapurla gideceklerdi. Fakat ikisinde de yol parası yoktu. Salih Emmi, “Ben kolayını biliyorum” dedi. “İlk gittiğimde de öyle yaptım.” “Vapura bineceğiz, nasıl olsa denizin ortasında bizi indiremezler. Bize vapurun kazanında kömür attırırlar. Böylece borcumuzu ödettirirler. Öylece de gideriz.” Diyerek vapura atladılar ve yola çıktılar. Dediği gibi kömür ata ata gittiler. Üç gün yolculuktan sonra İstanbul’a, oradan da Gebze’ye geldiler. Gebze’ye geldiklerinde burada askerlik yaptığını öğrendikleri Mıstık Emmi’yi (Mustafa Durmuş, Kadir Mıstığı) ziyaret ettiler. Ve böylece, Ahmet emmi Gebze’de kalmaya karar verir, belli bir ücret karşılığında Ateş Petrol, Cezmi Ateş’de muavin olarak  çalışmaya başlar. Bir veya iki yıl aradan sonra Mustafa Yıldız (Teke emmi), Mehmet Erdoğan (Bağrıcı emmi), birkaç Çakrazlı ile Gebze’ye gelirler. Fakat Gebze’de iş bulamazlar. Darıca’ya geçerler. Orada bir tarla biçerler. Sonra da oradan Yalova’ya geçerler. Yalova’da bir süre çalışırlar. Bir sene sonra da Mehmet İlhan (Mustafa oğlu), Fazlı İlhan, Yusuf Koca ve Kadir Mıstığı köyden Samsun’a gitmek için yola çıkarlar. Yürüyerek Niksar’a varırlar. Niksar’da Mıstık Emmi der ki: “Yahu arkadaşlar, benim askerlik yaptığım bir yer var. Adı Gebze. Bizim Ahmet şimdi orada çalışıyor. Orada iş çok. Gelin biz oraya gidelim.” Bu teklif arkadaşları tarafından olumlu bulunur. Samsun’a gitmekten vazgeçip Gebze’ye gitmeye karar verirler. Bir kamyonla Niksar’dan Tokat’a geçerler. Bir otobüs bulup oradan Ankara’ya giderler. Orada Cemal İlhan’ı bulurlar. Onun da yardımıyla Saman Pazarı’ndan bir otobüsle İstanbul’a yola çıkarlar ve Gebze’ye gelirler. Gebze’de Ahmet’i bulurlar. Tarih 1956, mevsim kış, aylardan Şubat. Bir süre çalışamazlar. Ve 1 Mart’ta bir gün Ahmet’in çalıştığı Ateş Petrol’de depolara petrol boşaltırlar. Daha sonra bir tuğla ocağında çalışırlar. Ve sonraları da bağlar bahçeler devam eder.  Göçmen kuşlar gibi giderler gelirler. Böylece Gebze’de gurbetin temel taşları yerleşmiş olur.</p>
<p>Gebzeliler, sevmişlerdir Gebze’ye gelip de kendileri ile beraber çalışan ilk yabancıları. Beraber yerler içerler ve aynı evde kalırlardı. Sonraları Ahmet Emmi ayrı bir evde kalmaya başlar. Yalnızdır. Çok zaman geçmeden köyümüzü derinden sarsan acı bir olay olur. Civa gibi delikanlı kaldığı evde ölü bulunur o günkü şartlarda memlekete götürülemez Ve Gebze’ye defnedilir. Mekânı Cennet olsun. O zamanlar Gebze’de yerleşenimiz yoktu. Fakat Gebze’de mezarımız kazılmıştı artık.</p>
<p>“Kader böyle imiş, böyle yazılmış,<br />
Gidiyorum sevdiceğim ağlama,<br />
Mezarımız gurbet ele kazılmış,<br />
Gidiyorum kara gözlüm ağlama.”</p>
<p>Ne hazin ki bugün o mezarın yerini dahi bulamıyoruz.. Ahmet Emmi’nin Gebze’de kalması. Mıstık Emminin Kocaeli’nin Gebze ilçesinde askerlik yapması, Samsun’dan Gebze’ye doğru yola çıkış, köyümüzün kaderinin Gebze ve İstanbul ile haşır neşir olmasının ilk vesilesi ve mihenk taşıdır.. Böylelikle Anadolu’dan Gebze’ye ilk gelen bizim köylüler oldu. Bu Gebzeliler için de önemliydi. Köylülerimiz çok dürüst, çok çalışkan idiler. Bu yüzden kendi aile bireylerinden biri gibi kabul ettiler. Hiç yabancı gibi bakmamışlardı onlara.</p>
<p>Bir süre sonra ilk gurbetçilerimizden İsmail Durak Hoca Gebze’ye ilk evimizi yaptı ve bir daha dönmemecesine yerleşti. ve hayatının sonuna kadar da Gebze’de yaşadı. 18 Ekim 2008’de kendisini kaybettik. Çoğumuzda kendisinin ve eşi Ayşe ananın hakkı vardır. Mekânı cennet olsun, ruhu şad olsun.</p>
<p>Memet Gebze’ye göç edenlerden ikinci kuşak idi. Henüz ilkokulu yeni bitirmiş onbeş yaşında idi. Babası ile birlikte gelmişti. Gebze o günlerde, bugünlere göre çok farklıydı. Büyük ve modern bir köyü anımsatıyordu. Bağları, bahçeleri, tarlaları, hayvanları vardı. Memet’in babası ve arkadaşları bağlarda, bahçelerde ve tarlalarda çalışıp 4-5 ay sonra da memlekete geri dönerlerdi. Bu böyle yıllarca sürüp gitti. Memet’i de babası çalıştırıyordu. Fakat Memet bu işleri hiç sevmemiş ve hep köye dönmeyi kafasına koymuştu. Onbeş gün olmuştu geleli ama anneciğini çok özlemişti. Başka özledikleri de vardı. Babası nasıl olsa Memet’e bir elbise alırdı,  Memet babasına bu işlere dayanamadığını, çok yorulduğunu ve köye gitmek istediğini söyleyip duruyordu.</p>
<p>Babası da Memet’i kırmadı. Bir elbise aldı İstanbul tahta kaleden, bir de <span style="text-decoration: underline;">müstamel</span> ayakkabı… Cebine birazda harçlık koyup, köye gönderdi gidenlerle. Memet çok sevinmişti. Hem elbiseye hem de dönüşüne. Köyüne kavuşacaktı çünkü. Babasının verdiği harçlıkla herkese çeşitli hediyeler aldı. Çocuklara şekerler aldı. Herkese dağıttı. Onları çok sevindirdi. Memet aradan iki yıl geçmeyince bir daha Gebze’ye gitmedi. İki yıl sonra tekrar gitti. Askere kadar da mevsimlik olarak gitti geldi köye.</p>
<p>Bu arada hiç beklemediği bir anda dünyadaki en büyük dayanağı, en çok sevdiği insanı da kaybetti Memet, hasta bile olmamıştı babası. Rahatsızlandı ve bir saat içerisinde Hakk’ın rahmetine kavuştu.  Babasının ölümü hem Memet’i hem de annesini çok üzmüştü. Annesi de hastalanırda ona da bir şeyler olur diye anacığının üzerine tir tir titriyordu. Evin üzerine sanki bir karabasan çökmüştü. İki ay boyunca böyle devam etti. Sonra yine annesi daha dayanıklı çıktı. Ne de olsa acılara, ayrılıklara alışmıştı, anne idi o çünkü. Annesini, babasını ve en çok sevdiklerini gerçek dünyaya göndermişti ve bir gün gelecek, kendisi de gidecek ve orada kavuşacaklardı bütün sevdiklerine. Hayatının en değerli günlerini paylaştığı çocuklarının babasına, sevgili eşine, annesine, babasına ve bütün yakınlarına kavuşacaktı. Asıl hayat oradaydı. Allah’ın takdiri böyleydi çünkü. Artık sürekli ağlayıp yas tutmak değil, çocukları için hayata yeniden sarılmak lazımdı. Onların daha hayatlarının baharıydı çünkü.  Hem öbür dünyanın mutluluğu da buradan kazanılmıyor muydu.? Çocuklarını teselli etmek ona düşüyordu. Karşılarında yıkılmaz kale gibi dimdik durabildi ve herkesin işine devam etmesini sağladı.  Ali köyde kalır, annesi ile her yıl koyun beslerler, büyütürler, satarlardı.  Yine ekin, ot, köy hali geçinip giderlerdi. Memet’te gurbete her gittiğinde biraz para kazanır, annesine getirir verirdi. Zaman oldu, Memet’in askere gitme zamanı da gelmişti. Köydeki diğer tertipleri ile birlikte o sene 8 kişi idi gidecek olan. Köyün başından sonuna kadar her eve gidilip helalleşildi. Köylüler askerlere harçlıklar verdiler, vedalaştılar ve bütün köy halkı hepsi toplanıp sağ salim gelmeleri için köy ortasında Kur’an okunup, dualar edildi. Vedalaşıp askere uğurlandılar.</p>
<p>18 ay sonra askerlikte bitmişti artık. Askerden geldikten sonra Memed Gebze’de kalmaya karar verdi.  Annesi de kabul etti.</p>
<p>Senede bir ziyarete gidiyordu artık; Bu sefer biraz fazla kalmak için gelmişti köyüne. Belli ki yapılacak çok önemli şeyler vardı. Babasını kaybettikten sonra, anasına da destek olması gerekiyordu. Artık evlenme zamanı da gelmişti. Anasına nasıl söyleyeceğini düşündü. Belki de anam da benden bunu bekliyor dedi ve açtı derdini. Anası da biliyordu zaten, oğlundan bugünü bekliyordu. Çok sevindi, sanki dünyaya yeni gelmiş gibi idi. Oğlunu evlendirmek onun mürüvvetini görmek bir ana için en büyük nimetti. Komşu kızı Zeynep de yıllar yılı beklemişti zaten Memet’i. Yine güz ayları idi, anlı şanlı bir düğünle Memet evlendi köyünde. Ama bir ay kalabildiler. Sonra gurbete dönüş hazırlıkları başladı. Yine vedalaşma zamanı gelmişti. Ama bu sefer biraz ağır oldu ayrılık. Sevdiği kız, anacığı ve büyükler köydeyken sanki bedeninin yarısı köyde yaşıyordu. Şimdi ise temelli ayrılıyor gibi geliyordu. Anacığına çok yalvardı. “Gel ana, artık gelinin de var gurbette yalnız olmayacaksın, beraber gidelim.” Ne kadar dediyse de olmadı kabullenmedi anacığı. Anacığı: “Oğlum; komşularımı, akrabalarımı, yarenlerimi, evimi, yaylalarımı, bostanımı, pınarımı, tarlamı, çayırımı, çiçeklerimi, koyunlarımı kuzularımı nasıl bırakırım. Oralar bana dar gelir, var git oğlum, gelinim de sen de Allah’a emanet. “ Canından çok sevdiği biricik anasından ve büyüklerinden ömrünün baharını geçirdiği köyünden ayrılıyordu. Memet vedalaşamıyordu, donmuştu adeta.  Donuk donuk bakışlar, dilleri susmuş, gözlerinde yakarışlar.. Kelimeler kör düğüm oldu dilinde. Gözünün önüne bir ömrün anatomisi geldi. Daldı, gitti, gitti maziye.. İlkokulu bitirdiği günden beri çocuk denecek yaşta iliklerine kadar yaşadığı ayrılık hüznü kaçıncı seferdi bilemiyordu. Yakınlarından ayrılışı, hicranlar hicranlar.. Durdu, söylendi kendi kendine: “Ayrılık gurbet bu bizim alın yazgımız.” Sarıldı anacığına. Canından çok seviyordu. Öptü ellerini. Sarıldı ana oğul. Sanki son veda mıydı ne idi? Bir ara Memet  “Anacığım..” dedi ardını getiremedi. Anacığı anlamıştı. “Oğlum, gelip görmemek var. Sütüm hakkım helal olsun, sizi Allah’a emanet ediyorum, Allah yar ve yardımcınız olsun.” </p>
<p>Biricik analarımız, siz ne büyüksünüz, ne yücesiniz. Demedimi ki Resulullah (s.a.v.) “ Cennet anaların ayağının altındadır.” Ayaklarınızın altına kurban olduğum analarım. </p>
<p>Ve böyle bir hüzünle Gebze’ye döndü Memet. Artık hayat daha farklı idi. Eşi Zeynep de vardı. Gelecekte inşallah çoluk çocuğa da kavuşacaklardı. Hayata daha ciddi tutunması lazımdı. Başladı çalışmaya. Çalıştı, çalıştı, çalıştı. Arsa aldı, ev yaptı, çoluk çocuk sahibi oldu. Çocuklarını büyüttü okuttu. Artık emekli bile oldu. Bu arada da köyün yüzde yetmişi de Gebze’ye göç etti. </p>
<p>Gebze bu süre içerisinde Türkiye’nin her yerinden göç aldı. Sanayileşti ve bir metropol oldu. Her şey maddeleşiyordu artık. Kimse kimseyle eskisi gibi ilgilenmiyor, geçim kaygısı birçok değerleri alıp götürüyordu. O canım ve güzelim köyümüzdeki akrabalık bağlarımız bile olması gereken düzeyde değildi artık. Gurbet ruhsuzdu ve soğutmuştu her şeyi. Köyünü çok özlüyordu Memet. İçini boşaltıverdi oracıkta:</p>
<p><em>Ben köyümde doğdum orada büyüdüm,</em><br />
<em>Toprağında adım adım yürüdüm,</em><br />
<em>Bir zamanlar bende orada var idim,</em><br />
<em>Şimdi gurbet elden bakan ben oldum. </em></p>
<p><em>Yeşil çimenlerin pembe menekşe,</em><br />
<em>Ayrılmasa kimse köyünden keşke,</em><br />
<em>Yaylamı değişmem saraya köşke,</em><br />
<em>Hasretine yürek yakan ben oldum.</em></p>
<p><em>Eli öpülesi büyüklerim orada,</em><br />
<em>İhmal etmeyin sizde gidin arada,</em><br />
<em>Kaldık iki arada bir derede,</em><br />
<em>Kaderine boyun büken ben oldum.</em></p>
<p><em>Baharın, yazın, güzün ve karın,</em><br />
<em>Kalbimin derinlerinde varlığın,</em><br />
<em>Gündışığın, dereyurdun çamlığın,</em><br />
<em>Yaylaları burnunda tüten ben oldum.</em></p>
<p><em>Ruhsuz gurbet, acımasız çok katı,</em><br />
<em>Yok insan değeri, yok hiç insafı,</em><br />
<em>Dostluk bile madde olmuş şehir hayatı,</em><br />
<em>Gerçek dostu aramaktan yoruldum.</em></p>
<p>Bu olumsuz görünüm nasıl iyileştirilirdi? Memet’lere düşen onu aramaktı. 1980’li yılların sonuna doğru köyümüzün değerlerini yaşatabilmek için dernek kurma fikri ortaya çıktı ve kuruldu. Fakat birçok ümitlerle kurulan derneğimiz kurucuların gayreti ile ancak 4 ay yaşatılabildi. Ta ki 2001’in son aylarında kurulana kadar.</p>
<p>Allah bu işe gönül verenlerden razı olsun. Gebze’de değerlerimiz yaşatılmaya çalışılıyor. Artık birbirimize daha yakınız. Acı tatlı günlerimizde birlikteyiz. Teknolojinin imkânlarından yararlanılarak her hususta görsel, yazılı ve sözlü olarak bilgileniyoruz. Bu güzelliklerden yararlanmamız için çaba sarf eden herkese şükranlarımızı sunuyoruz.</p>
<p>Memetler yabancı ülkelerde takriben 40 hane Gebze ve civarında ise 300 hane oldu. Ya, bu arada köyümüz ne oldu? Memetler ilkokula giderken 85 hane olan köyümüz şimdi 40 hane kaldı. Sivaslı aşık Ali Kızıltuğ’un türküsü karşılığını bulmuştu burada…</p>
<p><em>Bir ev burada bir ev karşıda kalmış,</em><br />
<em>Sorun hele bizim komşular n’olmuş</em><br />
<em>Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış</em><br />
<em>Bizim köye bir hal olmuş gelele…</em></p>
<p>Gün geçtikçe de göç devam etmektedir; Hazan yelleri, ayrılık yelleri esmektedir her yıl birkaç haneye daha…</p>
<p><em>Seviniriz gurbette çoğaldık diye</em><br />
<em>Ardından kalbime iner bir sızı</em><br />
<em>Her yıl üç beş hane kopar köyümden</em><br />
<em>Nasıl çözülecek bu kara yazı</em></p>
<p>Memet sessizce içinden geçiriyordu bu dörtlüğü, gönlünde ise çakır derenin çağlayanları çağlıyordu.</p>
<p>Doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı yer onun için artık sıla değil de gurbet olmuştu sanki… Belki senede bir, birkaç günlük ziyaret ve tatil yeri… Ömrünün en güzel çağındaki hatıralarını yad etmek, giden büyüklerini ve kalan yaşlılarını sevindirmek için sıla-i rahim, hepsi bu kadar&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili köylülerim, ben köyümü çok seviyorum; Sizlerin de benim kadar sevdiğinizi biliyorum. Hayatın getirmiş olduğu şartlar ne kadar da köyümüzden bizi koparmaya zorlasa da, bütün gurbetçilerimizle beraber, sıla-i rahim yaparak, güzel geleneklerimizi, dini vecibelerimizi yerine getirerek ve ahde vefamızı göstererek bu olumsuzluğa fırsat vermeyeceğiz inşallah. Özellikle bizim kuşak ve bizden öncekiler, köyümüzden uzaklarda yaşasak da gönlümüz oradadır. Zaten onu hiç getiremedik ki…</p>
<p>Sevgili dostlar, katılırsınız veya katılmazsınız, ama şu senaryonun gerçek olması büyük bir ihtimal; İnsan yükünden bunalan büyük şehirler, bu yükle uzun süreler devam edemeyecektir. Gün gelecek bu sıkıntılı hayattan kurtulmak zorunda kalacaktır. Aksi takdirde insanlara huzur ve mutluluk yerine ızdırap çektiren bir mahpushane konumuna bürünecektir büyük şehirler. Buna paralel olarakta gelecekte ülkemizin kaderi büyük ölçüde değişecektir. Ekonomik, sosyal, siyasal ve hatta kültürel olarak manevi dinamiklerimizi yeniden kazanmamız açısından, büyük değişimler olacaktır. İnsanlarımızın bulundukları yerlerde yaşayabilmeleri için sanayileşme ve yatırımlarda farklı politikalar geliştirilecektir. Bulundukları yerlerde çalışacaklar, kazanacaklar ve orada yaşayacaklardır. Küçük yerleşim birimleri birleştirilerek belediyeler hatta ilçeler oluşturulacaktır. İnsanlarımıza devletimizin hizmetlerinden azami şekilde istifade ettirilecektir.</p>
<p>O zaman bugünün tam tersi olacak, boşalan Anadolu’ya geri dönüşler başlayacaktır.</p>
<p>Belki bizim kuşak hayatta olmayacağız ama gelecek nesiller bunu yaşayacaklardır.</p>
<p>KÖYÜMÜZÜ İHMAL ETMEYELİM, BİR GÜN ORAYA DÖNÜLECEKTİR…</p>
<p>Değerli dostlar, yakın geçmişimizden bir kesit sunmak istedim. Bu öyküyü yaşayanlar hatıralarını tazelesinler, Gençlerimiz ise Dedeleri ve Babalarının hayat penceresinden bir baksınlar diye. Niyetim yakın geçmişimize bir not düşmekti. Sürçü lisan ettiysek af ola. Hoşça kalın. Allah’a emanet olun.</p>
<p>Veysel İlhan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/iskevsurlu-memedin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte Sizin Eseriniz</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/iste-sizin-eseriniz/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/iste-sizin-eseriniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Sep 2010 16:49:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Köy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[Emeğin,özverinin,fedakarlığın,azmin,inancın ve birlikteliğin bir eseri olarak, 2007 yılında yapımına başlanan camimizin açılışı 17 eylül 2010 cuma günü büyük bir kalabalığın katılımı ile gerçekleşti. Bu muhteşem eserin ortaya çıkmasında emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Camimizin Açılından Kesitler İçin Tıklayınız]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emeğin,özverinin,fedakarlığın,azmin,inancın ve birlikteliğin bir eseri olarak, 2007 yılında yapımına başlanan camimizin açılışı 17 eylül 2010 cuma günü büyük bir kalabalığın katılımı ile gerçekleşti. Bu muhteşem eserin ortaya çıkmasında emeği geçen herkesten Allah razı olsun.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.eskiturac.com/foto/index.php?album=Haberlik+Albumler+xxx%2FCami+ac%C3%84%C2%B1l%C3%84%C2%B1%C3%85%C2%9F%C3%84%C2%B1" target="_blank">Camimizin Açılından Kesitler İçin Tıklayınız</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/iste-sizin-eseriniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Turaçta Bayram Sevinci</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/turacta-bayram-sevinci/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/turacta-bayram-sevinci/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 16:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=226</guid>
		<description><![CDATA[Yine herzaman ki gibi erkenden kalktık. Gideceğimiz yer bu sefer kalabalıktı. Köyümüzde uzun zamandan sonra kalabalık bir bayram gecirdik. İşte o  güzel bayramın güzel manzaraları. Sizler için ev ev , kapı kapı  dolaşılıp bu eşşiz fotoğrafları cekti. Bu fotoğrafları cekip bizler ile paylaşan Hamza İlhan&#8217;a teşekkürlerimizi sunuyoruz. İŞTE  TURAÇTA BAYRAM SEVİNCİ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine herzaman ki gibi erkenden kalktık. Gideceğimiz yer bu sefer kalabalıktı. Köyümüzde uzun zamandan sonra kalabalık bir bayram gecirdik. İşte o  güzel bayramın güzel manzaraları. Sizler için ev ev , kapı kapı  dolaşılıp bu eşşiz fotoğrafları cekti. Bu fotoğrafları cekip bizler ile paylaşan Hamza İlhan&#8217;a teşekkürlerimizi sunuyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.eskiturac.com/foto/index.php?album=Haberlik+Albumler+xxx%2Framazanbayrami" target="_blank">İŞTE  TURAÇTA BAYRAM SEVİNCİ</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/turacta-bayram-sevinci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Davetlimissiniz</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/davetlimissiniz/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/davetlimissiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 17:56:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Köy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[Emeğin,özverinin,fedakarlığın,azmin,inancın ve birlikteliğin bir eseri olarak, 2007 yılında yapımına başlanan camimizin açılışı 17 eylül 2010 cuma günü gerçekleşecektir.Bu muhteşem eserin ortaya çıkmasında emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Cami açılışımıza tüm köylülerimiz ve bölge halkımız davetlidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.eskiturac.net/wp-content/uploads/2010/09/28082010158.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-223" title="28082010158" src="http://www.eskiturac.net/wp-content/uploads/2010/09/28082010158-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Emeğin,özverinin,fedakarlığın,azmin,inancın ve birlikteliğin bir eseri olarak, 2007 yılında yapımına başlanan camimizin açılışı 17 eylül 2010 cuma günü gerçekleşecektir.Bu muhteşem eserin ortaya çıkmasında emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Cami açılışımıza tüm köylülerimiz ve bölge halkımız davetlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/davetlimissiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ESKİTURAÇ</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/eskiturac/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/eskiturac/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 15:31:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Durmuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[ESKİTURAÇ Bir avuç umut için kopsak da sılamızdan, Ayrılmadık rüyamızda bile yaylamızdan… Duyduk vatanı ezânımızdan, salâmızdan, Duâlar bu gurbetimize ilaçtır bizim… &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Dökülüp bazen hasret damlası gözümüzden, Süzülüp aksa da gönlümüze yüzümüzden, Hüzün dökülse de kimi zaman sözümüzden, Hasretimiz vuslatımıza araçtır bizim&#8230; &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Duman duman sevdâ olup tüter ufkumuzda, Yanar içimiz bir kez görmesek uykumuzda,&#160;&#8230; <a href="http://www.eskiturac.net/eskiturac/">Read&#160;more</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ESKİTURAÇ</p>
<p>Bir avuç umut için kopsak da sılamızdan,</p>
<p>Ayrılmadık rüyamızda bile yaylamızdan…</p>
<p>Duyduk vatanı ezânımızdan, salâmızdan,</p>
<p>Duâlar bu gurbetimize ilaçtır bizim…</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Dökülüp bazen hasret damlası gözümüzden,</p>
<p>Süzülüp aksa da gönlümüze yüzümüzden,</p>
<p>Hüzün dökülse de kimi zaman sözümüzden,</p>
<p>Hasretimiz vuslatımıza araçtır bizim&#8230;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Duman duman sevdâ olup tüter ufkumuzda,</p>
<p>Yanar içimiz bir kez görmesek uykumuzda,</p>
<p>Aşkımız da o, sevdamız da o, tutkumuz da,</p>
<p>Bu yüzdendir ki saçlarımız kıraçtır bizim…</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Etmez şikâyet, âşık mâşukundan hiçbir dem,</p>
<p>Ayrılmadı mı cennetinden Hazreti Âdem,</p>
<p>Sıla bizim anamız, gurbet yârimiz madem,</p>
<p>Gurbetimiz de bu başımıza taçtır bizim…</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Kaşlarımız bazen kirpiğimize düşse de,</p>
<p>Gözlerimiz, gönüllerimiz güleçtir bizim…</p>
<p>Dostlarımız adımıza eskidir dese de,</p>
<p>Şânımız eskidir, nâmımız Turaç’tır bizim…</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Fatih Durmuş</p>
<div><strong><em><span style="font-size: x-small;">Gurbetteki köylülerime ithafımdır…</span></em></strong></div>
<div><strong><em><span style="font-size: x-small;"> </span></em></strong>03 Temmuz 2010(Gebze)</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/eskiturac/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şenlik Videoları -2</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/senlik-videolari-2/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/senlik-videolari-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 18:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dernek]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Tokat / Reşadiye Eski Turaç Köyü 8. Geleneksel Yayla Şenliğine ait diğer videolar sitemize eklenmiştir. Sadece bir yerde kopyası başkasında yok. Bu güzel videoları izlemden gecmeyin . Videoları cekip bizimle paylaşan Sayın Necmettin Yücel&#8217;e hepiniz adına teşekkür ediyoruz. Videolar İçin Tıklayınız]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tokat / Reşadiye Eski Turaç Köyü 8. Geleneksel Yayla Şenliğine ait diğer videolar sitemize eklenmiştir.</p>
<p>Sadece bir yerde kopyası başkasında yok. Bu güzel videoları izlemden gecmeyin .</p>
<p>Videoları cekip bizimle paylaşan Sayın Necmettin Yücel&#8217;e hepiniz adına teşekkür ediyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.eskiturac.com/2010-senlik-videolari-2/">Videolar İçin Tıklayınız</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/senlik-videolari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte Böyle Gecti</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/iste-boyle-gecti/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/iste-boyle-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 18:45:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dernek]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[  İçimizde bir mutluluk vardı. Sanki bayram sabahı gibi erkenden kalkıp hazırlandık. Bayram değildi ama bizim için bayram gibi bir gündü. Mutluyduk , cocuklar gibi sevincli. Uzun bir aradan sonra tekrar dostlarımızı, akrabalarımızı, köylülerimizi görerecektik. Büyük buluşmalardan birini yaşadık. Büyük küçük genc yaşlı demeden herkes orada idi. Büyüğünden küçüğüne kadar herkes halayda idi&#8230; 8. Geleneksel&#160;&#8230; <a href="http://www.eskiturac.net/iste-boyle-gecti/">Read&#160;more</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>İçimizde bir mutluluk vardı. Sanki bayram sabahı gibi erkenden kalkıp hazırlandık. Bayram değildi ama bizim için bayram gibi bir gündü. Mutluyduk , cocuklar gibi sevincli. Uzun bir aradan sonra tekrar dostlarımızı, akrabalarımızı, köylülerimizi görerecektik. Büyük buluşmalardan birini yaşadık. Büyük küçük genc yaşlı demeden herkes orada idi. Büyüğünden küçüğüne kadar herkes halayda idi&#8230;</p>
<p>8. Geleneksel şenliğimiz bu sene gebzede düzenlendi. Katılımın fazla olduğu şenliğimiz büyük çoşku içinde gecti.</p>
<p>Şenlikte çekilen fotoğraflar ve videoların tamamı  en kısa sürede burada yayınlanacaktır. Sizinde cektiklerinizin burada yayınlanmasını istiyor  iseniz lütfen bizim ile iletişime geciniz. O güzel görüntüleri btün köylülerimiz izlesin.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.eskiturac.com/foto/2010piknik" target="_blank"> <strong>Fotoğraflar İçin Tıklayınız</strong></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.eskiturac.com/senlik-videolari/"><strong>Videolar İçin Tıklayınız</strong></a></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kısa Video</strong></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13102604&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13102604&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/13102604">Şenlik Kısa vide</a> from <a href="http://vimeo.com/user1966653">savas60</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/iste-boyle-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2010 Şenlik Videoları</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/senlik-videolari/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/senlik-videolari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 18:12:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[   Bu güzel görüntüleri bizler için yakalayan arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Sizde elinizdeki görüntülerin burada yayınlanmasını istiyor iseniz lütfen bizler ile iletişime geciniz. Görüntülerin tamamı en kısa zamanda burada yayınlanacaktır. Sitemizi sık sık ziyaret ederek videoların tamamını izleyebilirsiniz.     İşte videolarımız Ağırlama  Ellik    Kısa Halay   Halay-1   Halay -2 Genel Görünüm -1  &#160;&#8230; <a href="http://www.eskiturac.net/senlik-videolari/">Read&#160;more</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p> Bu güzel görüntüleri bizler için yakalayan arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Sizde elinizdeki görüntülerin burada yayınlanmasını istiyor iseniz lütfen bizler ile iletişime geciniz.</p>
<p>Görüntülerin tamamı en kısa zamanda burada yayınlanacaktır. Sitemizi sık sık ziyaret ederek videoların tamamını izleyebilirsiniz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İşte videolarımız</strong></p>
<p><strong>Ağırlama </strong></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13106085&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13106085&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong>Ellik</strong></p>
<p><strong> </strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13105357&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13105357&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p> <strong>Kısa Halay</strong></p>
<p><strong> </strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13101151&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13101151&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong>Halay-1</strong></p>
<p><strong> </strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13104603&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13104603&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong>Halay -2</strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13104899&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13104899&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong>Genel Görünüm -1</strong></p>
<p><strong> </strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13103697&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13103697&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong>Genel Görünüm -2</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong></strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13104186&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13104186&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong>Kermes Teşekkür Belgesi Verilişi</strong><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13105241&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13105241&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/senlik-videolari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şenliğe Davet</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/senlige-davet/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/senlige-davet/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 19:08:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Dernek]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Şenliğe Davet Tarih : 04.07.2010 Yer : Gebze Cayırova Piknik Alanı (2008 yılında yapılan piknik alanı)  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şenliğe Davet</p>
<p>Tarih : 04.07.2010</p>
<p>Yer : Gebze Cayırova Piknik Alanı <strong>(2008 yılında yapılan piknik alanı)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.eskiturac.net/wp-content/uploads/2010/06/yer.jpg"><img class="size-medium wp-image-205  aligncenter" title="yer" src="http://www.eskiturac.net/wp-content/uploads/2010/06/yer-300x209.jpg" alt="" width="500" height="288" /></a></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/senlige-davet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.eskiturac.com/wp-content/uploads/2010/06/ellik.wav" length="3704444" type="audio/x-wav" />
		</item>
		<item>
		<title>Sona Yaklaşılıyor</title>
		<link>http://www.eskiturac.net/sona-dogru/</link>
		<comments>http://www.eskiturac.net/sona-dogru/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 18:56:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Köy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eskiturac.com/?p=194</guid>
		<description><![CDATA[Yapımına 2007 yılında başlanan Eski Turaç köyü camisinde sona yaklaşıyor. İç kısmının büyük bir bölümünün bittiği cami Ramazan Bayramına yetiştirilmeye calışıyor. İşte camimizin son Hali]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yapımına 2007 yılında başlanan Eski Turaç köyü camisinde sona yaklaşıyor. İç kısmının büyük bir bölümünün bittiği cami Ramazan Bayramına yetiştirilmeye calışıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=4335622&amp;o=all&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=13832216116&amp;aid=-1&amp;id=701848957#!/photo.php?pid=30814158&amp;o=all&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=13832216116&amp;aid=-1&amp;id=1083164336&amp;fbid=1342909207795" target="_blank"><strong>İşte camimizin son Hali</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.eskiturac.net/sona-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

